Log in
Selim Yavuz

Selim Yavuz

Web site URL:

DEĞER SOHBETİ

                                    Sohbet koyulaştı. Değerler eğitimi yerini aldı. Unesconun başlattıgı bu proje ve Türkiye’deki yansıması dillerde dolaştı.Amaç neydi.Araç doğrumuydu.Hedef kitle kimdi.Milli eğitim nasıl yorumlamıştı.Okullar en güzel “saygı” konulu konuşma yapanı mı ödüllendirdi, yoksa okulun en saygılı kişisini mi  karışıktı.Bir proje vardı.UNESCO dünya mirası olsun dedi.Bizde uygulamalıydık.Sebep sonuç ilişkisi içinde bu değerleri nereden almalıydık.Evrensel  değerler değişmez miydi.Kime,  neye, nasıl ve ne kadar  uygulanmalıydı.

  Sohbet daha da ileri taşındı. Pür dikkat söyleneler geçici bellekte çift bantla kayıta alındı. Herkes ama herkes çözüm, için farklı bir yol ortaya koydu. Fikirler bir birine çarparak beyinlerde yankılandı. Her konuşulan geçmiş yaşamla kıyaslandı. İç benliğimizde, elle tutulur, kişiye göre değişen, yaşanmışlıklara dokunan bir parça arandı. Zihinler bulandı bir çözüm bulunamadı. Nereden başlanmalıydı. Değer dediğin hemen olmayacaktı. Zaman alacak, süre yetmeyecekti. Hatta ilk insanlık incelenmeliydi. Tarih konuşulmalıydı. Sosyolog dahil olmalıydı. Tıp doktoru, ilahiyatçı, coğrafyacı, çocuk, genç, aile, okul, siyaset derken her meslek,her grup bir arada olmalıydı.Her yaşanmışlık bir değer ise o zaman tüm dünya bir araya gelip çözüm bulmalıydı.Lakin bu mümkün değildi.O zaman whatsapp  yada facebook  veya tweet ile mi iletişim kurulmalıydı.O vakitte teknoloji alt yapısı iflas ederdi.Nereden başlanmalıydı.An geçiyordu.Vakit yoktu.Geçmiş sorunu çözmüyordu.Mevcut bir araya gelmiyordu.O zaman gelecek sonu belli değildi.

   Derken sohbet daha da ileri taşınıyordu. Artık herkes derdini yanındakine anlatır olmuştu. Konudan konuya geçiliyor, söylenen karşılığını bulmadan  yenisi ilave oluyordu. Çünkü her kafadan, her yürekten bir ses çıkıyordu. Dalga dalga çoğalıyor bir yerde duvara toslayarak, kör topal ilerliyordu. Sağa koyuyor olmuyor, sola boşaltıyor  denk gelmiyordu. Yanlış olan, ters giden bir şey olmalıydı. Ama neydi. Neden kayıptı. Nerede aranmalıydı. Kim bulabilirdi. İlim ve bilim adamlarımı, üniversiteler mi, araştırma şirketlerimi, Kadınlar platformu mu, belediyeler mi çözüm olmalıydı.

    Artık sohbetin dağılması gerekiyordu. Epey geç olmuştu. Çaylar çoktan bitmiş,oturma şekli değişmiş yorgunluk kendini hissettirmişti.Buradan bir çözüm çıkmalıydı.Yada çoğunluğun  bir yol haritasında hemfikir olmalıydı.Sonraya ertelencek ,bir dahaki sohbete kalacak olması bir sorundu.Sorunların azalması gerekirken bir sorun eklenmesi başka bir sorundu.Evet artık bitmeliydi.Sonuç bildirgesi ilan edilmeliydi.Ama hala geçmiş,gün ve gelecek fuuluydu.Anda bile hem fikir olunamıyordu.

   Sohbetin vakti yetmediği gibi değerler eğitiminin de vakti yetmeyecekti. Bir insan ömrü kâfi gelmeyecekti. İnsanlık tekâmülleşmesi devamlıydı. İnsan için değerli olan değer eğitimi de değerliydi. Değerliye değer vermek, emek harcamak, zaman harcamak, vücudun sağlamken beynin sancı çekmesi demekti.

   Derken devam etti muhabbet, kelebeğin ömründen açıldı söz.O naif, o latif, hani sanatın bin bir inceliğini üzerinde taşıyan bir günlük ölüm için yaratılan, onca emeğin, onca güzelliğin ve sanatın kolayca kaybolup gidebileceği zarif kelebeklerden. Bu kadar kısa ömür için yaratıcı bu kadar uzun bakışı hak eden güzellik nakşettiği kelebek. Kısa an yaşayan çocukluğunu, gençliğini, aşkını, neslini bu zamana sığdıran kelebek. Seyre doyum olmayan, bin bir çeşidiyle mutluluk yayan kelebek bu kadar kısa ömürle yaratan bu güzelliği vermişse, bizimde değerler için çok daha uzun sohbetlere ihtiyacımız var, düşüncesiyle yine bitmedi sohbet…

         Hoşça kalın bol muhabbetli çözüm odaklı sohbetlerle

Bİ İHTİMAL / Bİ DÜNYA YAŞAM

                     

   Siz belki de hiç kaza yapmadınız veya büyük bir ihtimalle bir felakette yaşamadınız ama birileri yaşıyor. Peki, onlar sizden daha mı şanssızlar? Sizce bu sadece tesadüf mü yoksa kazaların ya da felaketlerin arkasında olasılık hesapları var mı? Şehirde yürürken başınıza bir şeyin gelmesi ihtimalini hiç merak ettiniz mi?”

  Cevabınız evet ise lütfen okumaya devam ediniz

  Her cinayet bir İpucu, her ipucu bir hikâye anlatır mı? Gerçek cinayet hikâyeleri bilinenlerin aksine farklı bir bakış açısı gerektiriyor mu? Gerçek hikâyelerden yola çıkılarak hazırlanan polisiye ve dramanın iç çe geçtiği, inanılması güç cinayetlerin  üzerindeki  sır  perdelerinin  nasıl  kaldırıldığını  gerçek polislerin ağzından dinlemek ister misiniz?

  Cevabınız evet ise lütfen okumaya devam ediniz

Hayatımızın olağan parçalarına dönüşmüş kavramların günümüzdeki  hallerine geliş süreçlerini tarihteki ilk örneklerinden başlayarak; arkeolojik bilgi ve olaylar ışığında, merak uyandıran bir dille, neden sonuç ilişkilerini ön plana çıkartarak adım adım açıklayacak ve de objelerin üretimkullanım safhalarını bire bir deneyimleyerek anlatacak bir popüler tarih ve bilim görselliğiyle yaşamak ister misiniz?

  Cevabınız evet ise lütfen okumaya devam ediniz

  Tarih boyunca bazen kınına sığamayan bir kılıç, bazen gözle görülemeyen bir ok, bazen de yıldırım gibi coğrafyaları aşanlar kimdi? Altlarında dayanıklı Türkmen atları ile Hep Batı’ya doğru koşan, güneşi kızıl elma, uçlarda Devleti olmazsa olmaz yapanları. Doğuda Çin seddinin inşasına neden olanları, Batıda halka adalet ve güven verenleri .Ateşli silahların yaygınlaşmasıyla birer birer tarih sahnesinden çekilip  ama hiç unutulmayanların özelliklerini. Bazen bir efsanede, bazen bir romanda, bazen de bir şiirde hep bizimle var olan  akıncıların gerçek yaşamına şahit olmak ister misiniz?

 Cevabınız evet ise lütfen okumaya devam ediniz

  Yok, Olmadan Keşfetmek belki de en önemli bilim çalışmasıdır. Doğada yaşayan hayvanların yaşam koşulları, göç yolları ve beslenme alışkanlıkları gibi benzersiz bir doğa macerasına ve nesli tükenmeden var olan hayvanları ve keşfedilesi gereken güzellikleri dünya üniversite çalışmalarının nasıl olduğunu merak ediyor musunuz?

Cevabınız evet ise lütfen okumaya devam ediniz.

İçinde yaşadığımız dijital çağda, edindiğimiz her bilgi bir süre sonra kaybolmaya mahkûm. Bizim için değerli olan her şeyi artık hafızalarımızda değil küçük depolama aygıtlarında taşıyoruz. Oysa geçmişimiz küçük bir belleğin alamayacağı kadar köklü ve geniş. Türkiye’nin geçmişini hatırlamak ve bugünü anlamlı kılmak istiyor musunuz?

Cevabınız evet ise lütfen okumaya devam ediniz?

    Ailece seyredebileceğiniz ve seyrettikçe daha çok bağlanacağınız, konulara, anlatım tarzına ve içindeki hikâyelerden etkileneceğiniz ve daha önce neden tanışmadım diyebileceğiniz bir kanal TRT BELGESEL olarak tüm sorularınıza cevap veriyor. Hep yabancıların gözünden incelediğimiz yaban hayatı ve doğa bu sefer kendi insanımızın çekim ve sunumuyla zevki eşsiz bir seyir yaşatıyor. Burada sayamayacağım Anadolu’nun Mirası /Başka hayatlar   /Savaşın Öteki Tarafı / Dünyayı Kirletenler / Yaba hayatı keşfet/Bir Türk Filmcinin Dünya Yolculuğu/Bi Dünya Yaşam/Gizemli gerçekler/Vahyin izinde/Toprak Kokusu/Bir Koşu Türkiye /Galapagos adaları/Dâhili Bellek/Çöp/Hastane / Hava Kirliliği/ “Rikki Roath Annemden uzakta Türkiye’de” vb belgeseller için ve kendiniz için LÜTFEN TRT BELGESELİ (HD) SEYREDİNİZ.BUNA DEĞER …

   Geri döndüremeyeceğiniz zamanı fayda sağlayacak şekilde iyi seyirler…

KAR BEYAZ DÜŞLER

 

     Duydu haberlerde kar gelecek, saflık kendini gösterecek,  çocuk beyaz ile sevinecek. İçinin temizliğini hissedecek. Gelişini dört gözle bekleyecek. Yeryüzünü tek renk ile döşeyecek. Tatlı soğuk çehresini değiştirecek. Kar beyaz ile çocukta mutluluk sağlayacak.

  Kar çocukların eğlencesi, sevgilerin bir tanesi, masumiyetin vazgeçilmezi, kışın kendisi, baharın müjdesi, adamların sessizliği, kadınların zarifliği…

  Son zamanlarda ilçemizde kara bir özlem var. Bembeyaz örtüsü, doyulmaz manzarası, sağlık için ihtiyacı, hayatın akış farkındalığı ile kar herkesin sevgilisi. Gemlik merkez olarak deniz seviyesinde olması, şehirdeki yoğunluk neticesindeki ısı oranı vb sebeplerle karın yüksek kesimlere yağsa da merkezinde bir özlem. Uludağ gibi Türkiye’nin sayılı bir kar merkezinin yakın olması, kar ile ilgili aktiviteler sevenler için bir fırsat. Herkesin, her kesimin tanışması ve bu zevki yaşaması gerekir diye düşünüyorum. Elbette ilçemizde ikamet edenler için bir sorun yok. Fakat Anadolu’dan buraya göç edenlerin karla ilgili mutlaka hatıraları boldur. Kara özlemleri, hikâyeleri, yaşanmışlıkları, dertleri, sıkıntıları, sevinçleri ve kederleri geçmişi yâd etme adına birer mutluluk kaynağıdır. Sanki çocuktaki gibi…

  Ruhların temizlenmesi, tıpkı sonradan kirletilen dünyanın öze dönmesinin temsilidir kar. Bende böyle bembeyaz olmalıyım dese de insan, aslında çocukluğundaki o saflığı ve berraklığa götürendir kar. Yeryüzü kardan gelinlik giymiş uzun etekli hali ile bahara hazırlığının arifesidir kar. Böylece gelecek nesillerin daha gür, daha güzel çıkmasıdır kar. Gökten yağan rahmetin birbirine dokumadan, ses çıkarmadan tek tek ama hep birlikte olabilmektir kar. Birinin diğerine benzemediği, yolunun belli olduğu, her tanenin bir meleği andırmasıdır kar. Gözüken ile bilinenin ve vakıf olanın araçsal yapıları kullanarak bambaşka bir görüş sergileyendir kar. Temsil ile soğuğu anımsatsa da eline aldığında yüreği ısıtandır kar. Düşmanına bile atmaktan imtina ettiğin, sıkıştırarak yuvarlayarak pekiştirdiğin topun, dokunduğu kimseye sevgi aşılamasıdır kar. Yaşı ilerleyen eşlerin ortak oynadığı, komşularla hep beraber oynanan tek oyundur kar. Baktıkça doyulmayan, seyrettikçe bıkılmayan, her şekli kaplayan ama şeklini anımsatan doyumsuz manzaradır kar. Yanıcının göz olduğu, soğutucunun vücut bulduğu, havucun kızarmış burun olduğu adamdır kar. Kayacak her şeyin araç olduğu, yarış pistine dönüşen, zeminin kusursuz bulunduğu mekânlardır kar.F1 Formula kazalarını aratmayan, isteyerek düşülen, kaymasıyla bir bütündür kar.

 Islanmış çoraplar, morarmış parmaklar, pusu kurmuş gözler, fark edilmez kulaklar, al al yanaklardır kar. Kazaların çok olduğu, frenlerin söz dinlemediği, tekerlerin istikametinin kumada edilemediği şoförlüktür kar. Adamların çocuk olduğu, çocukların zamanı unuttuğu andır kar. Bir bardak çayın mis gibi kokarak muhabbeti koyulaştırmasıdır kar. Beklenilmedir tatilin, faceebok ile haber aldığın, arkadaşınla paylaştığın telefon müjdesidir kar. Kuzine de kestane kızartmak, çörek atmak, kenarına kıvrılıp yatmaktır kar. Yağışların tertemizi, safı, masumu, bereketi, berrağı, en cana yakını, bembeyaz bir sayfasıdır kar. Eldivenlerin, kaş kolların, paltoların ete ve kemiğe bürünmesidir kar. Düşlerin kar beyazı, ilişkilerin saflığı, beklenilenin lapa lapa yağışı, sevginin yeniden başlangıcı, renklerin anasıdır kar.

   Sağlık ve sıhhat dolu hayatınızda, kar beyaz düşler dileklerim…

GARİP…

                                        

 Hayat ne garip değil mi? Daha dün bebektin. Bugün artık ölümü beklersin. Fakat hep çocuk gönlün. Hayatını bir düşün.9 ay 10 gün bekledin. Annemden hiç ayrılmam dedin. Sıcak orası, yaşam konforlu, işim olmaz dış âlemle, yaşarım yalnız diye düşündün. İstemedin dünyayı, arkadaş ve dost olmayı. Yeter bana annemin kalp atışı hissetmek, bir sağa bir sola sallamakla geçer ömrüm. Birlikte olmaz, aşk bana konmaz, ayrılık umursanmaz, soğuk çekilmez, emek sarf edilmez dedin.   

    Neden bilinmez ağlayarak dünyaya merhaba demek. Belki dünya ağlama yeri, ağlayarak geldiğin bu misafirhaneyi, terk edeceksin birilerini ağlatarak. Ben istemedim gelmeyi, yine istemesem de terk edeceğim bu âlemi, demek için mi ağladık? Hüzünlüydü vesselam dünyaya bakışımız. Hüzünlü olmalıydı yaşayışımız. İlk start madem hüzünle başlamıştı, neden hüzünlü halimizi dert edinmiştik. Bu halet-i ruh iyemizden kurtulmak için çaba sarf etmiştik.

     Hayat ne garip değil mi? Daha sonra bu dünya hayatına alışmaya başlarsın. Annenin mis kokusu, babanın şefkatli eli, ailenin sevgi dolu bakışlarını görürsün. Ama her şeyi garipseyerek. Her şeyi yadırgayarak boş boş bakarsın etrafına. Ağlamakla başlar dünyaya merhaba deyişin. Ağlamakla ilgi çekmişizdir. Üstelik her ağladığımda annem gelecek, emzirecek, alt değiştirecek, oynatacak, uyutacak. Oh ne ala! Bu sihirli gücü elimizden bırakmak istemeyiz hiç. Ailemizin ne dediklerini anlamayız, ne demek istediklerini anlamasak da sevgi dolu gözlerinden umut buluruz. Garip hayatımız nasılda şekilleniyor. Güçlü bir irade nasılda yön veriyor. Bu hale, bu zamana nasılda getiriyor. İstemesek te, donduramasak ta hayat bizi sürüklüyor.

  Hayat ne garip değil mi? Dünyaya merhaba derken bilinç dışı ağlama sesini çıkartan artık her şeyimiz. İlk dikkatimiz çeken, cemalini görmesek te ilk müjdeyi duyuran dilimiz.  Sözümüz kişiliğimiz, kelimelerimiz bilgimiz, cümlelerimiz düzenimiz. Güç artık kelimelerdir. Sözlerle şekillenir çehre, sözlerle olunur dost, sözlerle kırılır kalp. İşte gariplik yine kendini hissettirir. Artık gariplikler sorgulanır. Gariplikler dile gelir. Çözümlenmeye başlanır. Ne işim var burada, nereden geldin dünyaya, nereye gidiyorum hayata, soruları art arda maddeleşir. Vücut bulur, çözüm olur.

  Hayat ne gariptir değil mi? Büyümek için gösterdiğin çaba ve gayret, büyüyünce küçülmek için göstereceğin çaba ve gayretin yanında anlamsız olur. Çünkü dönüşü olmayan bir yoldur. İleri vitesi var gerisi yoktur. Varlık aynı zamanda yokluktur. Zaman tükenirken, elde tutmak cevher olmuştur. Sağlık negatif yazarken, yakınlar ıraktır. Gariplikle içeri girilen kapıdan, gariplikle dışarı çıkma kapısı kesindir ama yeri belli değildir. Kaçış yoktur sonu garipliklerle meçhuldür. Kapı her zaman, her an ve her mekân için boldur. Bir an evvel yürümek istersin. Seni çağıran güce kavuşmak istercesine. Bir başladın mı adımlamaya artık ,yoktur bir önceki safha. Tüm büyükler senin bu telaşına ortak olup, dönüşü olmayan bir yola girmen için çaba ve gayret içindedirler. Gariplikleri anlamdan dünya kapısını terk etmen için tüm çabalar. Hayat ne garip değil mi?

Bu RSS beslemesine abone ol