Log in
Gencay Yılmaz

Gencay Yılmaz

Web site URL:

YAĞMUR SONRASINDA YAŞANANLAR. CHP’Lİ AKDOĞAN GENEL MERKEZ. DOMATES FİYATI…

Yağmur sonrasında yaşananları hep birlikte gördük. Evleri, işyerlerini su bastı. Çok sayıda insanımız zarar gördü. Ana caddeler ve ara sokaklar Venedik gibi oldu.  İlde Bursa Valisi Şehabettin Harput  başkanlığında kriz masası oluşturulurken, ilçemizde ise Kaymakamı Bilal Çelik başkanlığında kriz masası oluşturuldu. Sorunların çözümü için ekipler çalışmalarına devam etti. Caddelerde yağmur suları temizlenirken ara sokaklarda yağmur sularının giderilmesi için çalışmalar sürerken;  hasar tespit çalışmaları da yapılmaya başlandı.

Ulusal bir kanalda Gemlik Adliyesindeki su baskını haber olarak geçiyordu. Evet, Bursa’da ve ilçemiz Gemlik’te bir aylık yağmur bir gecede yağdı. Bu bir doğal afettir. Ancak bu afetlerin önüne geçmek için bu zamana kadar yapılan altyapıların yeterli olmadığı bir kez daha gözler önüne serildi. İlçe Belediyesi kurulduğundan bu yana altyapı konusunda yeterli hizmeti maalesef verememiş.  2005 yılından sonra merkez ilçe olan Gemlik’in su ve altyapı hizmetleri BUSKİ’ye bağlandı. Geçiş döneminde BUSKİ altyapı konusunda hizmetlerine başladı. Ancak yıllardır yapılmayan altyapı hizmeti sonrasında sıkıntıları da beraberinde getirdi. İlk olarak içme suyu konusuna el atıldı. Yağmur giderleri konusunda da  çalışmalara başlanıldı. Bunlarda yeterli olmadı. Çarşı deresi temizlenmemiş olmasaydı, ilçemizde daha da büyük bir afet yaşanabilirdi.  

Gelişmiş ülkelerde doğal afetler sonrasında zararların az olduğunu görebiliyoruz. Bir Şili’de bile madencilerin 68 gün sonra nasıl yaşama tutunduklarını görüyoruz. Peki, ülkemizde neden bunlar olmuyor? Sorusunu hepiniz soruyorsunuzdur. Sonra da burası Türkiye deyip,  olayları yaşarız, zamanla bizler unuturuz.  Ülkemizi ve kentimizi yönetenlerin ve biz bireylerin suçu var. Neden derseniz? Dere yataklarına ev yapıyoruz. Sonra da ruhsat için bekliyoruz. Kaçak yapılaşmanın yoğun olan illerin başında yaşadığımız kent olan Bursa’da geliyor. Sanayileşme sonrasında göç alan bir kent olan Bursa’da  afetin yaşandığı yerlere baktığımızda kaçak yapıların oluşturduğu yerler olduğunu görürsünüz.  Çöpleri dere yataklarına ve yağmur giderlerinin olduğu yere gönül rahatlığı ile çöpler atılıyor.  Gemlik Belediyesi  Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Temizlik çalışanları geç saatlere kadar pazarcıların atmış oldukları çöpleri temizlemek için uğraşıyor.  (Salı günü akşamı derenin halini bir görün, ne demek istediğimi anlarsınız.)

 Yüz yıl sonrasında yağan yağmurun gelecek yıllarda yağmayacağını kim bilebilir? Afetlerden ders almalıyız. Bireyler olarak bizler üzerimize düşen görevi yapmalıyız. Kentimizi yönetenlerde kaçak yapılaşma başta olmak üzere her türlü konuda önlemlerini almalıdırlar. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe Belediyelerinin Başkanları yaklaşık  10 ay öncesinde yapmış oldukları toplantıda kaçak yapılaşma konusunda birlikte hareket etme kararı almışlar ve taviz vermeyeceklerinin altını çizmişlerdi. Kaçak yapılaşma sonrasında Bursa’da birçok bina yıkılmıştı.

                Diğer taraftan Bursa`yı iki gün önce etkisi altına alan yağışlı hava çarşamba gününe kadar devam edecek. Yağışların gök gürültülü sağanak şeklinde görülmesi beklenirken, hava sıcaklıklarının ise mevsim normallerinin 2 ila 3 derece üzerinde seyrettiği bildirildi. Sıcaklıkla  gece 14, gündüz ise 20 derece dolayında seyretmesi bekleniyor.

                ***         ***         ***         ***         ***         ***

CHP’Lİ AKDOĞAN’IN  GENEL MERKEZDEKİ ZİYARETİ

                Bir dönem Baykal’ın sıkı savunucularından olan CHP İl Başkanı Gürhan Akdoğan’a karşı parti içinde gelen muhalefetin eleştirilerine kulaklarını tıkayıp ,Genel Merkez’de her geçen gün etkisini arttırıyor.  Genel Merkezle istişare ederek yakın bir çalışma yolunu izleyen Akdoğan, Bursa ile ilgili konuları masaya yatırıyorlar ve birlikte çözüm arıyorlar.

                Doğu ve G.Doğu derneklerinin başkanlarının buluşmasına da katılan CHP’li Akdoğan, Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Genel Sekreter Önder Sav, MYK üyeleri Umut Oran, Hakkı Süha Okay, Şahin Mengü, Gaye Erbatur ve Tekin Bingöl’le ayrı ayrı görüştü.  2011 Genel seçimlerinin de masaya yatırıldığıgörüşmelerde, Bursa’nın önemine vurgu yapılırken, “Genel merkez olarak Bursa’nın arkasındayız” mesajı verilmiş. CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Bursa’daki sanayici ve işadamları ile yeniden bir araya getirilmesi program kapsamına alındı. Yakın zamanda CHP Lideri Kılıçdaroğlu Bursa’ya gelecek ve Bursalı işadamları ile toplantıda bir araya gelecek.

          KILIÇDAROĞLU’NUN DOĞU DERNEKLERİ İLE BULUŞMASI

                Bursa'daki Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki illeri temsil eden hemşehri  derneklerinin başkan ve yöneticileri, CHP Genel BaşkanıKemal Kılıçdaroğlu ile tanışıp, özel bir görüşme yaptılar. Buluşmanın sahibi ise CHP Bursa Milletvekili Kemal Demirel. Doğu ve G.Doğu dernekleriyle yakın ilişki içinde olan CHP’li Demirel aynı buluşmayı iki yıl öncesinde Ankara'da dönemin CHP LideriDeniz Baykal'la gerçekleştirmişti.

                Diyarbakır, Muş, Ağrı, Tunceli, Şanlıurfa, Kars, Ardahan, Iğdır, Malatya, Bingöl, Gaziantep ve Siirt derneklerinin yöneticilerinin katıldığı buluşmada CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile tanışıp, sorunlar üzerinde görüştüler. Doğudan Batıya göçün nedenleri de tartışılmış. Doğuda tarım ve hayvancılık gelişirse göçün engelleneceği dile getirilmiş.  Tanışma ve sorunların görüşüldüğü toplantıda Doğu dernekleri Kılıçdaroğlu’na destek vermişler.

                ***         ***         ***         ***         ***         ***

DOMATES NEDEN 7 LİRA OLDU?

Sofralarımızda eksik olmayan domatesi de alamaz olduk. 4 TL’den 7 TL’ye çıkan domatesin ucuzlaması için kasım ayında seralardan toplanacak olan domateslerin piyasaya girmesiyle domates ucuzlayacak.

Son günlerdeki yağmur sebebiyle yaylalardaki domateslerin toplanamaması nedeniyle Piyasada domates kıtlaştı. Hal böyle olunca domates fiyatı arttı. Ama vatandaşlarımız 5 liradan 5 kilo domates alma yerine 1 kilo alırsa talep azalır ve fiyatlar da düşer. Türkiye Sebzeciler, Meyveciler ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu (TÜSPAF) Başkanı Mehmet Çakman’a da sorduğumuzda aldığımız yanıt  “Zaten domates yükseldiği kadar çıktı, artık daha da yükselmez” dedi. Fiyat ne zaman düşecek?  sorumuza ise Çakman, “Seralardaki ürün çıkarsa fiyatlar düşecek, ancak piyasamız arz talebe göre fiyat değişikliği gösteriyor. Soğuk havalar da bizim de canımız istemiyor, ama mevsimsel sebzeleri tüketmeliyiz" diyerek cevap verdi.  Seradaki domatesin piyasaya girmesiyle domates 4 TL’den aşağıya düşmez.  Halkımız, pahalı domates yerine daha ucuz olan mevsimsel ürünlere yönelmeli. Veya domatesi az tüketmeli. Çünkü arz talep dengesi var.

GEMLİKSPOR SEZONU AÇTI. ALTEPE GELDİ, GÜLER YOK

Gemlikspor 2011-2012 sezonunu açtı. Açılışa Büyükşehir Belediye Başkanı R.Altepe katılırken, Gemlik Belediye Başkanı F.Güler katılmadı.  Gemlik Belediyesini temsilen kimse katılmazken,  M.Turgut  BaşkanAltepe’nin hemen yanında yer aldı. İlçe Kaymakamı Bilal Çelik ve daire müdürleri ile taraftarlar statta yerlerini aldı.

Sezon açılışında ortaya çıkan görüntü bana göre iyi değildi. Çünkü sezon açılışına futbolun içinden gelen ve her defasında sporu sevdiğini belirten Başkan F.Güler,  “Gemlikspor yönetimine kırgın olmuş olsa bile” Gemlikspor’un sezon açılına katılmalıydı. Başkan Altepe ile birlikte yan yana Gemlikspor’un başarısı için kolları sıvaması gerekirdi. Aslında maddi anlamda zor günler geçiren Gemlikspor’a hepimizin sahip çıkması gerekir. Gemlik’te spora gerekli destek verilmiyor. Bunun nedenlerini herkes iyi biliyor. Çalışan insanlarımızı eleştiriyoruz. Kırıyoruz. Sonrasında Gemlikspor’a sahip çıkan yok diyoruz. Geçtiğimiz dönem Belediye takıma sahip çıkmamış ve Gemlikspor kapanma noktasına gelmişti. Haydar Hoca ve Sönmez hocanın gayretleri ile futbolcular motive oluyordu. Orhan Koç başkanlığında yönetim oluşturuldu ve takıma sahip çıkıldı. 2009 seçimlerinden sonra Başkan F.Güler, Gemlikspor’a sahip çıkarken bu yıl ise sahip çıkmıyor. Başkan Koç’un ve yönetiminin açıklamalarından dolayı sezon açılışına katılmadığı iddia ediliyor. Gemlikspor yönetimin ilçe belediyeden destek alması gerekir ve belediye yönetimi ile birlikte çalışmalıdır. Yönetimden olumsuz açıklama karşısında Başkan  F.Güler üzülmüş ve kırılmış. Bunun içinde sezon açılışına katılmamış. Bu da yanlış. Başkan F.Güler’e Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye “Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana” sözünü hatırlatmakta fayda var.

Gemlikspor en güzel günlerini İşadamı Faruk Güzel ve Melih Kazanç döneminde yaşamıştır. Maddi ve manevi anlamda her şeylerini ortaya koydular.

Gemlikspor’a geçmişten bugüne kadar emekleri geçen herkese teşekkür edilerek bu yıl yeni bir başlangıç yapılmalı. Kavgalar ve küskünlükler kimseye fayda getirmek. Büyük adamlar gibi fikirleri, Küçük adamlar olup basit işlerle uğraşmayalım. İlçede sporun gelişmesi için tesis şarttır. Tesis için Başkan Altepe söz verdi. İlçe Belediyesi kamulaştırmayı yapsın ve Gemlikspora bir tesis kazandırılmış olsun. Gemlik spor, hem Gemlik’im hem de Bursa’nın gururu olsun.

CHP’Lİ MECLİS ÜYELERİNİN TOPLANTISI ÜZERİNE… DP LİDERİ KİM OLACAK?

Gemlik Belediyesindeki soruşturma ve tutuklamalar devam ederken, geçtiğimiz hafta iki müdürün görevden uzaklaştırılması haberini gazetemizden okumuşsunuzdur. Görevden uzaklaştırılması kararı neden ve kimler tarafından nasıl alındığı haberinin sonrasında CHP Grup Sözcüsü Necdet Ersoy haberle ilgili açıklamada bulunmuş.

Belediyenin internet sitesinde yer alan ve CHP’li Ersoy’un açıklamalarına göre toplantı rutin olarak yapılmış. Toplantıda Gemlik’le ilgili sorunları masaya yatırmışlar. Parti ve belediye içindeki gelişmeleri de değerlendirmişler. Meclis üyelerinin toplantı yapması ve sorunları görüşmeleri gayet normal.  Anormal olan Başkan F.Güler il dışındayken toplantının yapılmış olması ve C.Güler’in toplantıya katılmamış olmasıdır. Bir başka konu da CHP Grup sözcüsü Ersoy’un başkanlığında toplanan CHP’li meclis üyelerinin neden partide toplanmadığıdır. Bilindiği gibi siyasi partilerde grubun başı ilçe başkanıdır. CHP’nin tüzüğüMadde 28  İlçe Başkanı, ilçe çevresinde partinin temsilcisidir. İlçe yönetim kurulu’na, ilçe ve belde belediye meclisleri parti gruplarına başkanlık eder” denilmektedir. CHP tüzüğü madde 28 bu kadar açık olduğu halde, C.Güler neden toplantıya katılmadı? Toplantının zamanlaması, yeri ve ilçe başkanının katılmamış olması manidardır. CHP’liler bile bu toplantıyı anlamakta güçlük çekmektedirler. CHP içinde ve belediye içindeki rahatsızlığın önüne geçmek için CHP’li Ersoy açıklama yapma gereğini kendisinde hissetti ya da hissettirildi.

            Başkan F.Güler’in kendi isteği ile ya da acil olarak Ankara’dan dönmüş olması benim için o kadar önemli değil. Ancak, iki müdürün görevden uzaklaştırılmasına dair yazının zamanlaması önemlidir. Toplantıda görevden alma konusu konuşulmadığını varsayalım. (CHP’li Ersoy, görüşmediklerini belirtiyor.) Peki, o zaman Başkan F.Güler Ankara’dan döner dönmez, iki müdürün görevden uzaklaştırma kararını hemen neden imzaladı. Bilindiği gibi, Başkan F.Güler, iki müdürü görevden uzaklaştırmak istememişti. Başkan F.Güler, şimdi Asuman I ve Sinan K.’yı görevden uzaklaştırma yazısını imzaladı. Daha önce her iki müdüre uzun süre zorunlu izin kullandırılmış ve sonrasında Kurşunlu ve Umurbey irtibat bürolarında görevlendirilmişlerdi. Görev yerleri değiştirilen iki daire müdürü 657 sayılı kanun 137 nci maddesine istinaden görevlerinden uzaklaştırıldı. Madde 137 ne derseniz? “Görevden uzaklaştırma, Devlet kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülecek Devlet memurları hakkında alınan ihtiyati bir tedbirdir” hükmünü kapsıyor. 

            İhtiyati bir tedbir olarak görevlerinden alınan ve gazetemizde de yayınlanan her iki müdürün açıklamalarına da kulak vermek gerekiyor. Her iki müdürün “bizler verilen görevleri yerine getirdik, biz suçlu isek bize bu işleri yaptırma emrini verenler suçlu değil mi? Onlar niçin hala görevlerinin başındalar” şeklindeki sözlerinin üzerinde düşünmek gerekiyor. Zaten bu sözler kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. İsterseniz, CHP’li Meclis üyelerinin yapmış olduğu toplantıya dönelim. CHP grubunda ayrılık yaratılmak istendiğini belirten kişilerin belli zaman dilimlerinde yaptığı kulis çalışmalarını da biliyoruz.

            Her ay birkaç kez gerek meclis, gerekse ilçe ile ilgili kararları görüşmek üzere toplanan Gemlik Belediyesi’ndeki CHP Meclis Grubu, bu ay ki toplantıda da gündemdeki konuları görüşmüşler. Gündem dışında herhangi bir görüşmede bulunmamışlar. Halbu ki, toplantıya katılanlar, görüştükleri konuları en iyi şekilde biliyor. 29 Mart 2009 tarihinden bu yana CHP’li Meclis üyelerinin her ay düzenli olarak yapmış oldukları toplantılar gündeme gelmezken, F.Güler’in ve C.Güler’in katılmamış olduğu toplantı bu sefer niye gündeme geldi? Acil bir durum yoksa toplantı F.Güler’in olmuş olduğu bir ortamda neden yapılmadı? Hadi; toplantı yapıldı, diyelim. Uygarca tartışıp karara bağlayan CHP’li Meclis üyelerinin toplantısına grubun başı olan ilçe başkanı neden katılmadı?

 

DP’DE KONGRE HAZIRLIKLARI

 

DP ile ANAP birleşmesine rağmen, ne ANAP’lılar, DP’lileri ne de DP’liler, ANAP’lıları bir türlü kabüllenemedi. Mesut Yılmaz’la DP Lideri Hüsamettin Cindoruk’un anlaşmazlık içinde olduğunu ulusal gazetelerden öğrenmiş bulunuyoruz. DP’nin üst yönetimleri ile taban arasında da büyük bir sorun var. Referandumda bile DP’liler, Evet ve Hayır arasında ikiye bölünmüştü.

Evet’çi diyen DP’lilerin partiden ihraç edilmesi yönündeki DP üst yönetiminin tutumunu DP tabanı da eleştiriyor. Parti içinde yaşanan bu ve benzeri olaylardan sonra gözler Kasım ayında yapılacak olan kongreye çevrilmiş durumda. DP lideri Cindoruk kongrede aday olmayı düşünmüyor. Genel Başkanlık için Ergenekon  sanıklarından Mehmet Haberal ismi partiyi karıştırmış durumda. DP GİK üyelerinin çoğu "Yeter artık" diye tepki gösteriyor. AK Parti'nin Menderes ve Özal'a sahip çıktığına dikkat çeken DP’liler,  "Adamlar Menderes'i, Özal'ı sahipleniyor, biz de Ergenekon'u. Bunda bir terslik yok mu?” açıklamasını yapıyorlar. Haberal dışında ismi geçenler kim? Bu konuda da DP kulisinde birçok ismin adı geçiyor. Tansu Çiller ismini gündeme getiren DP’liler, DYP'yi, yani Kırat'ı 1991'de 'Kurtar Bizi Baba' diyerek iktidara taşıdıklarını hatırlattıktan sonra şimdi de 'Kurtar Bizi Ana' diyerek, Kırat'ı şahlandırmak istiyorlar. Tansu Çiller ismi tabanda karşılığını bulmuş olsa da Demirel başta olmak üzere birçok ismin karşı çıktığı ortada. Zaten Çiller’de birlik ve beraberlik sağlanmadan adaylığa sıcak bakmıyor.DP lideri olarak adları geçen TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun, DP'de genel başkanlık yarışına katılacaklarına şahsen ben inanmıyorum. CHP’den istifa eden İlhan Kesici’nin ismi de Genel Başkan adayları arasında adı geçiyor. Kesici’nin merkez sağdaki liderlik şansını CHP'ye gittiği gün bitirdi. Hayırcı cephenin başrolünde oynayan CHP'nin içinde Evet’çi olarak yer alsaydı şansı yeniden olabilirdi. Bu konuda bir tek beyanı bile çıkmadı. Mütevazi bir kişiliğe sahip ve halkın içinde olan Süleyman Soylu’nun ismi tabanda karşılığı bulmuş olsa da derin DP’liler bu isme sıcak bakmıyor.

            İl başkanları arasında bu yönde belirlenmiş, tespit edilmiş veya arzulanmış ortak bir isim yok ama son dakika sürprizlerine de açık olmak gerektiğini biliyorlar. Siyasette bir saat bile uzun süredir. Şimdiden kimin aday olacağı kesinlik kazanmaz. Kulislerde isimler konuşulmaya devam edecek.

BAŞÖRTÜSÜ SORUNU KISMEN ÇÖZÜLDÜ….

Başörtüsü meselesi Türkiye’de uzun süre tartışılan ve toplumsal bir travma haline dönüşen bir konudur. Yaklaşık 15 yıldır Türkiye’de yüksek öğrenim kurumlarında, başörtüsü yasağı gibi ciddi bir problem yaşanmaktadır. Dini kıyafete inanan kız öğrencilerin Türkiye’de üniversite eğitimi almalarına izin verilmemektedir. Bu durum görünüşteki hukuki yapısına rağmen aslında Türkiye’nin son dönem rejim yapısıyla ilgili olarak da politik bir problemdir. Bu problemin çözümü içinde herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır.

            AK Parti ve CHP, başörtüsü sorununa anayasal çözüm ararken, YÖK erken davrandı. İstanbul Üniversitesi'ne gönderdiği yazı ile disiplin yönetmeliğine uymayan öğrencilerin dersten çıkarılmasını yasakladı. Yönetmeliğe göre sadece tutanak tutulacak. YÖK’ün bu kararı almasındaki olaya bir göz atalım. Her şey, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde bir öğrencinin başörtüsü nedeniyle dersten çıkarılması ile başladı. Konu Yüksek Öğretim Kurumu’na intikal etti. YÖK'ten gelen yanıt ise türbanın önünü fiilen açmış oldu. YÖK, öğrencinin "disiplin yönetmeliğine aykırı" durumu nedeniyle sınıftan çıkarılamayacağını; çıkaran öğretim görevlisi hakkında soruşturma açılacağını duyurdu. YÖK'ün bu yanıtı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nce tüm öğretim görevlilerine dağıtıldı.

            YÖK’ün sevindirici kararından sonra üniversitelerde türban nasıl sorun haline gelmişti? Ontolojik kaynağını Kur’an’dan alan ve asırlardır bu topraklarda var olan başörtüsü, yasaklandığı ve ‘türban’ adını aldığı 1980′lerden bu yana Türkiye’nin değişmeyen gündem maddelerinden biri olmaya devam etti. 1950′li yıllarda Türkiye ilk kez başörtülü bir doktor olan Hümeyra Ökten ile tanışır. A.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencisi Hatice Babacan 1967 yılında başı örtülü olarak İslam tarihi dersine girer. Kürsüdeki hoca Prof. Neşet Çağatay, Babacan’ı farkeder ve “Hey sen! Sen başörtülü kız! Sınıfta bu kıyafetle oturamazsın. Ya başını aç ya da dışarı çık!” Gerilimin sürmesi ve genç kızın bir gün tartışma esnasında bayılması üzerine konu basına yansır. İlahiyat Fakültesi’nde öğrenci eylemleri yapılır. Bu eylem öğrenci eylemlerinin ilki olarak Türkiye tarihe geçer.12 Eylül darbesinin ardından İmam Hatip Liselerinde de ilk kez başörtüsü yasağı uygulanır. Başörtülü öğrencilerin yükseköğretim kurumlarında görülmeye başlandığı bu yıllarda YÖK, 20 Aralık 1980 tarihli genelge ile üniversitelerde başörtüsünü tamamen yasaklar. Başını Tıp Fakültesi’nde iken örten ilk öğrenci ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitirmesine rağmen kürsüye çıkarılmayan Dr. Gülsen Ataseven’den hapis yatan ilk başörtülü yazar Şule Yüksel Şenler’e kadar birçok kişi mağdur edilir.

            İhtilal yönetiminin tasarrufuyla kurulan YÖK’ün  başkanlığını yapan Prof.Dr. İhsan Doğramacı, yasağın devam ettiği 1984 yılında, gerilimi düşürmek, başörtülü kız öğrencilerin okullarına devamını sağlamak amacıyla ara bir çözüm olarak “türban”ı teklif eder ve üniversitelere talimat verir. Türban kelimesi bu şekilde günlük hayatımıza girmiş olur. Türban kelimesinin anlamı ne derseniz? Saçı kapatan ama boynu açıkta bırakan, Fransızca kökenli türban kelimesi bundan sonra başörtüsü yasakları çerçevesinde sorunlaşan konuya adını verir. Bir anlam kayması yaşanır ve başörtüsünü modern şekilde bağlayan genç kızların örtüsü de yanlış bir adlandırmayla türban olarak telâffuz edilir.

 Türban sorunun çözümünden sonra bir ve iki üniversite dışında başörtü yasağı bulunmazken,  Başörtüsünün yasaklanması ve “sorun” olarak tekrar gündeme geliş tarihi ‘post modern’ diye tabir edilen 28 Şubat 1997 ve devam eden yıllardır. ANASOL-D Hükümeti’nin kurulmasıyla birlikte yasakçı tavır, genelgeler aracılığıyla ve başkanlığını Kemal Gürüz’ün yaptığı YÖK eliyle tüm üniversite rektörlerine iletilir, başörtüsü yasağının tavizsiz şekilde uygulanması istenir. 28 Şubat sürecine kadar benim de üniversitede okuduğum yıllarda başörtülü öğrenci ile başörtüsüz öğrenci yan yana oturabiliyor ve derslere girebiliyordu. Milli Güvenlik Kurulu’ndan “Kıyafet Kanunu’na aykırı olarak ortaya çıkan uygulamalara kesinlikle mani olunmalı” şeklinde bir “tavsiye” kararı ile başörtü yasağı üniversitelerde başlamıştır. Güvenlik güçleri üniversite kapılarında nöbet tutarak başörtülü öğrencilerin girmesine engel olmuşlardı. Öğrenci dayanışma derneği başkanlığı yaptığım dönemde solcu ve sağcı arkadaşlarımızla birlikte  herkes yasağa karşı direnmişti. Üniversitede okuyan öğrenciler birlik ve beraberlik içinde hareket etmişti. Sonuçta, sayıları azınlıkta olan belli kişilerin istediği olmuştu. Başörtü sorunu olmadığı halde neden başörtü sorunu yaratılmak istenilmişti? Bu soruları hep birlikte o yıl üniversitede okuyan herkes sormuştur.

            Başörtülü kızlar  ‘ya aç ya terk et’ baskısına maruz bırakılırken tartışmalar klişelerle, ezbere konuşmalarla yürütüldü bugüne kadar türban sorunu devam etti. AK Parti ve MHP sorunun çözümlenmesi için kanun değişikliğine gitti. CHP Anayasa mahkemesine giderek kararı durdurdu.  Sonrasında Referandumda CHP Lideri Kılıçdaroğlu başörtü sorununu çözeceklerini söyledi. Referandum sonrasında gözler CHP’de ve sorunun çözümlenmesi bekleniyordu.

            Eğitim eşitliği Anayasal haklarımızsa başı kapalı bir kız neden üniversite de okuyamasın? Bu anlamda 8 yıldır iktidar partisi olan AK Parti’ye de ciddi anlamda iş düşmektedir. Merhum Özal’ın 1984 yılındaki dik duruşunu hatırlatmakta fayda var.  Bir gün sonra üniversite sınavları vardır. Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Merhum Başbakan Turgut Özal’a sınav öncesinde başörtü ile ilgili soru sorulması üzerine Özal’ın, “Eğer yarınki üniversite sınavlarında başörtüsü yasağı uygulamaya kalkan görevliler olursa onların hakkında gereken yasal işlemleri yapacağız" demiş ve haber TRT ana haberde birinci olmuş ertesi gün yapılan üniversite sınavında birkaç lokal hadise dışında yasak uygulanamamıştı. Bu konuda hükümetin ciddi kararlılık içinde olması ve yasağa karşı olduklarını kesin dille belirtmeleri gerekiyor.

            Anayasa’da dini inanca saygılı olunmasını da hedefler. Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı bir devlettir (2.madde) ve insan hakları üzerine kurulmuştur(14.madde). Anayasa ayrıca “herkesin ihlal edilemez ve vazgeçilemez doğal temel haklara ve özgürlüklere sahip olduğunu” da ifade eder(12.madde). Özellikle 24. madde din ve inanç özgürlüğünü garanti altına alır. Bu kuralın arka planın ışığında şunları söylemek mümkündür; her yetişkin insan kıyafetini seçmekte özgürdür ve bu özgürlük kişinin dini inancına göre kıyafetini seçme özgürlüğünü de içerir. Anayasa’nın önemli prensiplerinden biri “yasa önünde eşitliktir”. Bu, şu anlama gelir: “ dini ne olursa olsun tüm insanlar yasa önünde ayrım yapılmaksızın eşittir” ve “devlet otoriteleri tüm işlemlerde yasa önünde eşitlik prensibiyle uyumlu olarak hareket etmek zorundadır.” Ve Anayasa “hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz” der (42.madde).

            Sonuç olarak, başörtüsü yasağı bir insan hakları ihlalidir. Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde böyle bir yasak olmaz. Başörtüsü sorunu YÖK tarafından kısmen çözümlenmiş olsa da yasak devam ediyor. Türk üniversitelerinde uygulanan başörtüsü yasağı yasalarla ilgili değil politikayla ilgilidir. Üniversitelerde türban sorununun çözümlenmesi için Merhum Özal’ın Başbakanlık görevinde iken söylediği gibi, siyasi partiler başörtü konusunda iradelerini  ortaya koyması gerekiyor. Türkiye Anayasası’nın da belirttiği gibi insan hakları vazgeçilmezdir. 18 yaşına gelmiş bir bayanın nasıl giyineceğine karışmak kimsenin haddi değildir.

Bu RSS beslemesine abone ol