Log in
İbrahim Aş

İbrahim Aş

İLGİNİZE - BİLGİNİZE

Web site URL:

RUS AYISI büyümüş de bakın ne diyor "sırtımızdan bıçaklandık"

RUS AYISI büyümüş de bakın ne diyor  "sırtımızdan bıçaklandık" 
YALAN!!!!
TÜRKLER Yalan söylemez ! ortada yalan söyleyen varsa o Türk değildi  Olsa olsa o Ermenidir. Ermeniler işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından çıkmıyorlar. Ayrıca Türklere düşmanlar ve soykırım iddiasında bulunuyorlar. Sizin gibi yalancı Ruslar da destekliyorlar.
Bir zamanlar BOĞAZLARIMIZI İSTEME CÜRETİNİ " gösterdiniz ama Kore'de patlayan Türk'ün gücü 
 
NATO takdirle karşılamış ve TÜRKLER NATO' ya kabul  edimiştir.UTTUN MU.........

GÖKTAŞI

Bu günlerde bir göktaşı meselesi  var. Bingöl'e göktaşı yağmış. Göktaşı kıymetli olduğu için meraklıları

arasında alınır satılır olmuş, hatta yurt dışından alım satım için gelenler olmuş. Vergi dairesi de bu
gelirden vergi almak isteyince herkes vergi vermemek için söz üretiyor, hatta avukatlar bile söz üretiyor!!!!
Benim için böyle değil. Bingöl terör bölgesidir oranın halkı bilir. Bu gök taşları Allah'ü tealanın bir lütfudur. Teröristler için o kadar savaş uçakları uçuyor düşmeseler bile kurşun benzin  harcanmıyor mu? Kafir teröristler ve göçmenler için harcanan paralar vergi yoluyla halktan alınan paralardır.
Aslında Bingöl Valiliği bu göktaşı olayına el koymalı idi. 5 kuruş paranın ziyan edilmesini önlemeli  idi. Diğer taraftan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu galiba masraf azalsın diye Suriyelileri Türkiye'ye almayacağız diye seçim bildirgesi veriyor. Allah'ü Teala gökten taş yağdırdı, buna ne demeli?!

AKLIN YOLU BİR

Daha önce bu sütunlarda göçün önlenebilmesi yollarından birinin ve kesin olanın Suriye'de seçimin yapılması vurgulanmıştı. Yapılacak seçimler ve BM gözetiminde olması gerektiği  yazımızda belirtilmişti. Göçten rahatsız olan devletlerin ve BM'nin bu yolu niye istemediği hayret verici olduğu belirtilmişti. Putin Işid'i finansal kırk ülkeden  destek aldığını açıklamıştı. O zaman ülkelerin bu seçeneği kabul etmekten uzak durduğu anlaşıldı. İnsanların göç sebebi ile ölümü ve çektikleri çile halledilebileceği ortada iken BM neden bu konu ile ilgilenmiyor? En son Viyana'da bu konuda yapılan toplantıların nihayetinde varılan mutabakat: Esad seçimlere girmeyecek ve hiç kara harekatı olmayacağı şeklinde. . Zannediyorum işler bir dünya savaşı çıkaracak kadar vahimleşti... 

"Yaşama Hakkı, kişinin fiziksel varlığının sürdürebilmesinin güvencesini oluşturan insan hakkı. 4 Kasım1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde herkesin yaşama hakkının yasayla korunacağı, yasanın ölüm cezasını öngördüğü bir suçtan dolayı mahkemece verilmiş bir cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimsenin kasten öldürülemeyeceği belirtilmiştir."

DUANIN ÖNEMİ

Duâ, istemek demektir. Aç bir kimsenin, iştahlı oldu­ğu bir zamanda yiyecek istemesi gibidir. Duâ, Allahü Teâ-lâ'ya yalvararak murâdını istemektir. Allahü teâlâ, duâ eden Müslümanı çok sever. Duâ etmeyene gadap eder. Duâ mü'minin silâhıdır. Dînin temel direklerinden biridir. Hadis-i şerifte, "Duâ mü'minin silâhı, dinin de direğidir." buyuruldu.

Duâ, gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelecek olanların da gelmelerine mâni olur. Çünkü, Peygamberimiz, "Duâ belâyı önler." buyurmuştur.

Duâ etmek, namaz, oruç gibi ibâdettir. Allahü teâlâ, "Bana ibâdet yapmak istemeyenleri, zelil ve hakir ya­par, Cehenneme atarım." buyurdu. Allahü Teâlâ, her şe­yi sebep ile yaratmakta, ni'metlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def için ve faydalı şey­leri vermek için de, duâ etmeyi sebep yapmıştır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

"Duâ, ibâdetin aslı ve özüdür. Allah katında du­adan makbul bir şey yoktur. Duâ yetmiş türlü kazayı önler. Ömrün bereketini artırır.

"Kazâ, ancak ve yalnız duâ ile durdurulur."

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, "Duâ, kazayı, belâyı defeder." buyurdu.

Duanın yapılması mukadderata bağlıdır. Takdirde dua varsa elbette yapılır. Duanın belâyı önlemesi kazâ kaderdendir. Nitekim Peygamberimiz, "Kader, tedbir ile sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan duâ, o belâ gelirken korur." buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, "Allahü Teâlâ'ya günah işlemeyen dil ile duâ edin!" buyuranca, böyle bir dilin nasıl bulunacağı soruldu. Bunun üzerine "Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemistir" buyurdu.

Duanın hâlis niyetle yapılması gerekir. Allahü Teala "Bana hâlis kalb ile dua ediniz! Böyle duaları kabul ederim." buyurdu.

Duâ şartlarına uygun yapılmalıdır. Peygamber Efendimiz, "Duanın kabul olması için iki şey gerekir. Duayı  ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helaldan olmalıdır. Mü'minin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu  odada yaptığı dua kabul olmaz." buyurdu.

Haram lokma yiyenin duası kırk gün kabul olmaz. Duâ, ihtiyacı gideren, saadete kavuşturan kapının anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri, helâl lokmadır.

İlâhî! Herkesi sıkıntıdan kurtaran yalnız sensin, dünyada ve âhirette sıkıntıda bırakma! Muhtaçlara yi gönderen, yalnız sensin! Dünyada ve ahirette faydalı olan şeyleri, bize gönder! Dünyada ve âhirette bizi kimseye muhtaç bırakma! Amîn.

DUANIN KABUL EDİLMESİNİN ŞARTLARI

1- Düzgün bir imana, ehli sünnet itikadına sahip olmalıdır.

Hadis-i şerifte, "Bid'at ehlinin duası ve ibâdetleri kabul olmaz." buyuruldu. Bunun için Peygamber Efendi­miz ve eshabı gibi ehl-i sünnet itikatına sahip olmamız lâ­zımdır. Ehl-i sünnete göre; îman artmaz ve azalmaz. Bü­yük günah işlemekle îman gitmez. Gayba îman esastır. Al-lahü Teâlâ Cennet'te görülecektir. Ameller (İbâdetler) îmandan parça değildir. Amelde dört mezhebden birine tâbi olmak şarttır. Eshâb-ı kiramın ve ehl-i beytin ve Peygam­berimizin zevcelerinin hepsini sevmek şarttır. Dört halîfe­nin üstünlükleri, hilâfet sırasına göredir. Namaz, oruç, sa­daka gibi nafile ibâdetlerin sevabını başkasına hediye et­mek caizdir. Mîraç; ruh ve beden olarak yapılmıştır. Evli­yanın kerameti haktır. Şefaat haktır. Mest üzerine mesh ca­izdir. Kabir suâli vardır. Kabir azabı ruh ve bedene olacak­tır. İnsanları ve işlerini de Allahü Teâlâ yaratır. İnsanda i-râde-i cüz'iyye vardır. Rızık, helâldan da olur, haramdan da olur. Velîlerin ruhları ile tevessül edilir ve onların hatı­rına duâ edilir...

2- Farzları yapıp haramlardan, kul hakkından sakınmalıdır!

İbrâhîm-i Edhem hazretlerine sordular: "Allahü Te­âlâ, "Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabul ederim, ve­ririm." buyuruyor. Halbuki, istiyoruz vermiyor?" Bunlara şöyle cevap verdi: "Allahü Teâlâ'yı çağırırsı­nız, Ona itaat etmezsiniz. Peygamberini tanırsınız, Ona uy­mazsınız. Kur'ân-ı Kerîm'i okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerinden faydalanırsı­nız, Ona şükretmezsiniz. Cennetin, ibâdet edenler için olduğunu bilirsiniz, hazırlıkta bulunmazsınız. Cehennemi, âsîler için yarattığını bilirsiniz, Ondan sakınmazsınız. Babalarımzın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ibret almazsınız. Aybınıza bakmayıp, başkalarının ayıblarını araştırırsınız. Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına Şükretsin! Daha ne isterler? Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi? Evet, Allahü Teâlâ, Mümin sûresinin altmışıncı ayetinde, "Duâ ediniz, kabul ederim, isteyiniz, veririm buyuruyor. Fakat, duanın kabul olması için, beş şart vardır. Duâ edenin müslüman olması, ehl-i sünnet îtikatında olması, haram işlemekten, bilhassa haram yemekten, içmekten sakınması, farzları yapması, bilhassa beş vakit namaz kılması, Ramazan oruçlarını tutması, zekât vermesi, Allahü Teâlâ'dan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lazımdır. Allahü Teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesir ihsan eder.. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Evliyasının hatırı için, âdetini bozarak, bunlar duâ edince  veya Evliyâ-yı kiram vesile edilerek duâ edilince, bunlara "Kerâmet" olarak, sebebe hacet kalmadan, doğruca istenileni verir. Abdülhalık Goncdüvani hazretleri, duası makbul bir zat idi. İnsanlar, duasını alabilmek için uzak yerlerden gelirlerdi. Birgün birisi gelip: 

-"Efendim, son nefeste selametle gidebilmemiz için dua buyurun." dediğinde;

"Her kim farzları edâ ettikten sonra, duâ ederse duâsı kabul olur. Sen farzdan sonra duâ ederken bizi hatırlarsan biz de seni hatırlarız. Bu durum hem sizin, hem bizim için duanın kabul olmasına vesile olur." buyurdu.

Ebül Hasan-ı Harkanî hazretleri, sefere çıkan talebelerine, "Sıkışınca benden yardım isteyin!" buyurur. Yolda talebelerini, eşkıya yakalar. Onlar, kurtulmaları için Al­lahü Teâlâ'ya duâ ederler; fakat kurtulamazlar. Bir talebe "Ya Ebül Hasan, imdat!" der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocaları­na, "Biz Allah'tan yardım istediğimiz hâlde soyulduk. Fa­kat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bu­nun hikmeti nedir?" derler. O da, "Siz Allahü Teâlâ'yı, ha­ram giren, haram çıkan bir ağızla, çağırdınız. Bu ise, Ebül-Hasen ile tevessül eyledi. Ebül Hasen,

 kul hakkına dikkat eder, haram yemez, gıybet etmez, haram işlemez. Allahü Teâlâ, bunun sesini Ebül Hasen'e duyurdu. Ebül Hasen de, bunun kurtulması.için dua etti. Duası kabul oldu. Ben sa­dece vasıta oldum, duâ ettim. Kurtaran Rabbimizdi." diye cevap verirAllahü Teâlâ, evliyasının dualarını kabul edeceğini Kur'ân-ı Kerîm'de bildirmektedir. Mâide sûresinin 27. â-yetinde meâlen, "Allahü Teâlâ, ancak takva sahihlerinin ibâdetlerini, dualarını kabul eder." buyuruldu. Hadîs-i şerifte de, "Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü Te­âlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır." buyuruldu. Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri Peygamber efendimi­ze dedi ki:

-  Yâ Resûlallah, duâ buyur da, Allahü Teâlâ, benim her duamı kabul etsin.

Cevâbında buyurdu ki:-  Duanızın kabul olması için helâl lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl ka­bul olunur?

Diğer hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır, sonra ellerini kaldırıp duâ ederler. Böyle duâ nasıl kabul edilir?"

"On dirhemlik elbisenin bir dirhemlik kısmı haram kazançtan gelse, o elbise ile kılman namaz kabul olmaz." 

   "Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz."

Kabul olmaz demek, namaz boşa gider de­mek değildir.  Namaz borcundan kurtulur, fakat sevaptan mahrum kalır demektir.

3- Kıymetli vakitlerde duâ etmelidir

Cuma günü ve gecesi, ezan vakti, ezan ve ikamet arası her günün seher vakti, gecenin ikinci yarısı, Receb'in ilk gecesi, Şâban'ın onbeşinci gecesi, bayram geceleri, Arefe günü, Ramazan gün ve geceleri, iftar zamanı, her günün zeval vakti, Cuma günü öğle ile ikindi arası kıymetli vakitlerdir. Bu vakitleri ganimet bilmelidir.

Hastalık hâli, aile ve vatanından uzak kalındığı zaman, farz namazlardan sonra, İhlâs sûresi okunduktan sonra, yağmur yağarken, düşmanla karşı karşıya gelince, oruçlu olduğu zaman, kalbinde incelik hissettiği anda dua etmelidir. Çünkü kalbdeki incelik rahmet kapısının açık olduğuna işarettir. Rabbimiz, seher vakti, "Dua eden yok mu kabul edeyim!" buyurur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Dertli mü'minin duasını ganimet bilin!" 

Beş vakit farz namazdan sonra yapılan dua kabul olur."

"Gecenin son üçte birinde, dünya semâsını rahmetiyle dolduran Allahü Teâlâ buyurur ki: İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim."

"Oruçlunun duası reddolunmaz."

"Üç duâ vardır ki, Bunların kabul edileceğinden şüphe yoktur. Mazlumun duası, misafirin duası ve ba­banın evlâdına duası"

4- Kabul edileceğine inanarak dua etmelidir.

Allahü Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de "Duâ edin, kabul edeyim." buyuruyor. Bunun için duanın kabul edileceğin­den şüphe etmemelidir. Şartlarına riâyet edilip edilmedi­ğinden şüphe etmelidir. Peygamber efendimiz buyurdu ki:

"Allahü Teâlâ'ya, kabul edileceğine tam inanarak duâ ediniz! Biliniz ki, Allahü Teâlâ gafil bir kalb ile ya­pılan duayı kabul etmez."

"Duâ ettim kabul edilmedi demedikçe, duâ kabul edilir." Kur'ân-ı Kerîm'in ve duanın tesir etmesi için, okuya­nın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın za­rarlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sı­caktan ve soğuktan sakınması gerekir. Okuyanın, itikadı­nın bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sa­kınması, haram ve habis şey yeyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

"Allahü Teâlâ, duanızı kabul eder. Duâ ettim, hâ­lâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah'tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz." "Duâ eden, üç şeyden hâli değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, Yahut âhirette mükâfatını bulur." "Rabbiniz, şüphesiz haya ve kerem sahibidir. Kul­ları ellerini kaldırıp kendisinden bir şey istedikleri za­man, onların ellerini boş çevirmekten haya eder." 

"Duada acele edilmezse, duâ kabul olur.

Duada acelenin nasıl olduğu sorulunca Peygamber efendimiz "Duâ ettim de kabul edilmedi demektir" buyurdu.

Duanın kabulü için acele etmemelidir. Duaya devam etmeli, usanmamalıdır. Allahü Teâlâ, duâ etmeyi ve dua edeni sever. Kabul etdiği hâlde, istenileni vermeyi geciktirerek,  duanın ve sevâbının çok olmasını ister. Duayı hiç olmazsa, yedi kere tekrar etmelidir. Duâ edip de duası dünyada kabul edilmeyenlere, kıyamet günü Allahü Teala,  "Bu senin falan zamanda ettiğin duadır.  O duanın yerine sana şu sevabları veriyorum." buyuracak, o kadar sevâb verecek ki, o  kimse, "Keşke dünyada hiçbir duam kabul olmasaydı da, bugün onların karşılıklarını görseydim." diyecektir.

5- Belâ gelmeden önce çok duâ etmelidir.

Duâ, sıkıntılı zamanlarda, belâ geldiğinde değil her zaman edilmelidir. Rahat ve huzur zamanlarında çok dua edenin, dert ve belâ zamanlarındaki duaları çabuk olur. Sevgili Peygamberimiz, "Şiddet ânında duasının kabul edilmesini isteyen kimse, refah zamanında çok dua etsin!" buyurmuştur.

Ebû İshak hazretlerinden duâ istediler. Duâ etti. Duasının kabul edildiğini gören bir talebesi, "Efendim bu duayı bana da öğretin, ihtiyâç hâlinde ben de edeyim." dedi. O da, "Bu duanın kabul edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar ve devamlı ettiğim dualar ve haram lokmadan sakınmamdır." buyurdu.

Evliyanın büyüklerinden Hz. Rabia-i Adviyye, adamın birinin, dua ederken "Ya Rabbi! Bana rahmet kapısını aç" dediğini işitince; Ey cahil! Allahü tealanın rahmet kapısı, şimdiye kadar kapalı mı idi de, şimdi açılmasını istiyorsun?" dedi.

Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş ka­pısı olan kalbler, herkeste açık değildir. Bunun açılması için, sadece sıkıntılı zamanlarda değil her zaman duâ et­meliyiz!

6- Sebeplere yapışmalıdır.

Allahü Teâlâ'nın âdet-i ilâhiyyesine uymadan, sebep­lere yapışmadan, çalışmadan duâ etmek, Allahü Teâlâ'dan mucize istemek demektir. Müslümanlıkta, hem çalışılır, hem de dua edilir. Önce sebebe yapışmak, sonra dua etmek lâzımdır Kur'ân-ı Kerîm'de Allahü Teâlâ dâima çalışmayı em­retmektedir. İnsan bütün gayreti ile çalışacak, bütün zahirî sebeplere yapışacak, ancak ondan sonra Allahü Teâlâ'dan istiyecektir. Çalışmadan önce değil, çalışırken, başarabil­mek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yardım bekleyecektir. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:

"Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibi­dir."

Adet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lâzımdır. Şartlarına uyarak çalışana, elbet ve­rilir. Dilediğine, çalışmadan da, ihsan eder. Fakat sebeple­re yapışmamızı emretmektedir.

Sebeplere yapışarak, yalvararak, ağlayarak ve sığına­rak, kırık kalb ile Allahü Teâlâ'dan af ve afiyet dilemelidir. Duanın kabul olunduğu anlaşılıncaya ve sıkıntılar kalmayıncaya kadar, böyle duâ etmelidir. Başkalarının ettiği duâ da faydalı ise de, dertlinin kendisinin yalvarması daha ye­rinde olur. İlâç almak ve perhiz yapmak, hastaya lâzımdır. Başkalarının yapacağı, olsa olsa, ona yardımcı olmaktır.

DUÂ ETMENİN ÂDABI

1-           Abdest alıp, diz üstüne, kıbleye karşı oturup, elleri göğüs hizasında ileri uzatıp, avuçları semâya karşı açıp, Peygamberlere ve evliyaya tevessül ederek, Onların hatırları ve hürmetleri için istemeli, sonunda "Âmîn" demelidir. Her şeyden önce, af ve mağfiret ve afiyet için duâ etmelidir. Bunların hepsini ihtiva eden çok kıymetli duâ, "Allahümme rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil-âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr"dır. 

Kendisi, hanımı ve evlâdı için zararlı dua yapmamalı. Hacetlere, dileklere kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını din büyüklerinin ruhlarına göndermeli, silsile-i a-liyye denilen büyük âlimlerin ruhlarına hediye etmeli, bun­ların hürmeti için diyerek dua etmelidir!

2- Önce günahlara tevbe etmeli, istiğfar okumalı, sadaka vermeli, hamd ve salevat okumalı, duayı üçten fazla söylemeli! İbni Mes'ud hazretleri, "Resûlullah duâ ettiği zaman üç defa tekrarlardı." buyurmuştur. Kabul olmadı diyerek ümit kesmemeli, kabul olana kadar uzun zaman tekrar etmelidir!

3-  Duaya, euzü besmele, Allahü Teâlâ'ya hamdü sena ve Resulüne salâtü selam ile başlamalıdır! Peygamber e-fendimiz, duaya başlarken, "Sübhane Rabbiyel aliyyil a-lel vehhab" derdi. Allahü Teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul e-der. Duanın sonunu da Allahü Teâlâ'ya hamdü sena ve Re­sulüne salâtü selam ile bitirmelidir. Duanın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez. Ha-dis-i şerifte, "Duâ ederken önce Allahü Teâlâya hamd et, sonra bana salevat getir, sonra duâ et!" buyuruldu. 

4-Duayı yalnız namazlardan sonra ve belli zamanlar­da yapmamalı. Her fırsatta duâ etmelidir! Bilhassa şerefli vakitleri ve şerefli halleri kaçırmamalıdır!

5-           Huzuru kalb ile dua etmeli. Duâ ederken Allahü Teala'ya sığınmalı yalnız ona güvenlidir.

6- Yalvararak korku ve ümit ile duâ etmelidir. Allahü teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de, "Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez. Allah'a kor­karak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti i-yilik edenlere yakındır" buyurdu. (Araf, 55-56)

"Onlar, hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve kor­karak bize yalvarırlardı." (Enbiyâ, 90) buyurulmaktadır. Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: "Gafil olan kalb ile yapılan duâ makbul değildir."

Duâ, uyanık kalb ile ve sessiz yapılmalıdır. Duayı bel­li şeyleri ezberleyip, şiir okur gibi duâ etmek, uygun değil­dir, mekrûhdur. Kalbim gafil diyerek, duayı terk de etmemelidir. Kalbine geleni dua etmek, ezberlediği duayı okumakdan efdaldir. Yalnız, namazda okunacak duaları ezberlemelidir. Vâ'ız, imâm, cemâ'ate öğretmek için, sünnet olan duaları, sesle okur. Cemâ'at de, sessiz tekrar eder. Cemâ'at öğrenin­ce, imâm da sessiz okumalıdır. Sesle okuması bid'at olur.

 Beddua etmemelidir.

Uhud gazasında Resûlullahın mübarek yüzü yarala­nıp, mübarek dişi kırılınca, eshâb-ı kiram çok üzüldüler:

-  Duâ et, Allahü Teâlâ, cezalarını versin, dediler. Peygamber efendimiz:

- La'net etmek için gönderilmedim. Hayır duâ et­mek için, her mahlûka merhamet etmek için gönde-ril-dim, buyurdu.

Soma da şöyle duâ etti:

- Yâ Rabbî! Bunlara hidâyet ver. Tanımıyorlar, bil­miyorlar, buyurdu.

Kimseye beddua etmemelidir. Hele kişi kendisine, ai­lesine ve çocuklanna hiç beddua etmemelidir. Olur ki, dua­ların icabet, kabul olma zamanına rastlar da, bedduası ka­bul olur. O zaman pişman olur ama pişmanlık fayda ver­mez. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

"Kendinize, evlâdınıza, kötü duâ etmeyiniz. Allan­ın kaderine razı olunuz. Nimetlerini artırması için dua ediniz."

"Ananın, babanın çocuğuna olan ve mazlumun.

Peygamber efendimiz, "Babanın çocuğuna duası, peygamberin ümmetine duası gibidir" buyurdu. Yanî babanın çocuğuna duası, peygamberin ümmetine duası gi­bi kabul olunur. Aynı şekilde anne de, çocuğuna hayır ile dua etmelidir. Resûlullah efendimiz, "Annenin duası, da­ha çabuk kabul olunur." buyurdu. "Yâ Resûlallah, acaba neden?" dediler. "Çünkü ana, babadan daha merhamet­lidir. Merhametlinin duası sakıt olmaz." buyurdu.

Adamın biri, Hz. Abdullah bin Mübârek'e gelip, ço­cuklarından birini şikâyet etti. Abdullah bin Mübarek, "Ço­cuğuna beddua ettin mi?" buyurdu. "Evet" dedi. "Onu sen bozdun, o beğenmediğin hâle sen düşürdün," buyurdu.

Herkese hayır duâ etmelidir

Ma'rûf-i Kerhî hazretleri, birgün talebeleriyle hur­malıkta oturuyordu. Bu esnada Dicle Nehrin'den bir kayık geliyordu. Kayıktaki birkaç genç, içip içip naralar atıyor­lardı. Bu hoş olmayan manzara karşısında talebeleri dedi­ler ki:

- Efendim, duâ edin de Allahü Teâlâ bu kendini bil­mezleri nehrinde boğsun, insanlar da böyle zararlı kimse­lerden kurtulsunlar.

Bunun üzerine kayıktakilere şöyle duâ etti:

- Yâ Rabbî! Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi âhirette de neşelendir.

Talebeler bu duaya bir ma'nâ veremediler. Kendisine sordular:

- Efendim, böyle duâ etmenizin hikmetini anlayama­dık. İzah eder misiniz?

-Bekleyiniz! Söylediklerimin sırrı şimdi ortaya çıkar.

Talebeler dikkatle kayıktakileri takip etmeye başladı­lar. Kayıktakiler, kıyıya çıkınca, Ma'rûf-i Kerhî hazretleri­ni gördüler. Birden ne yapacaklarını şaşırdılar. Daha o, kendilerine bir şey söylemeden, ellerindeki sazı kırdılar, içkileri attılar. Huzuruna gelip tevbe ettiler.

Ma'rûf-i Kerhî hazretleri talebelerine dönüp buyurdu ki:

- Gördüğünüz gibi, herkesin istediği oldu. Ne onlar boğuldu, ne de kimse onlardan rahatsız oldu?

Gıyabından yapılan dua kıymetlidir Çünkü, Mü'mi­nin, görmeden bir kardeşine yaptığı duada riyâ ve menfaat yoktur. Fakat hazır olan kimseye yapılan duada, gösteriş ve çıkar söz konusu olabilir. Bir arada olmayanların birbirlerine yaptıkları duada yalnız Allah'ın rızâsı gözetildiği için duaları makbul olur.

Bir hadîs-i şerifte, "Bir Müslümanın, din kardeşine gıyabında yaptığı dua kabul olunur. Başucunda bir me­lek vardır. Kardeşine dua yaptıkça, sana da o kadar der. O meleğin görevi budur." buyurulmuştur.

Misafirin duası evine, gâzînin duası vatanına dönün-ceye kadar makbuldür. Çünkü ailesinden uzak olduğu ve çeşitli zorluklarla karşılaştığı için kalbi kırıktır. Allahü Te­âlâ'ya bütün kalbi ile yönelir ve duası da Hakk Teâlâ'nın lütuf ve ihsanı ile kabul olur.

Herhangi bir kâfire, Allah ömür versin demek, caiz değildir. Müslüman olması için böyle duâ etmek, caiz olup, Kâfire saygı ile selâm veren, kâfir olur. Kâfire saygı bildiren bir söz söylemek, meselâ hürmet için üstadım demek, ölünce, "Allah rahmet etsin" demek küfür olur.

Mazlumun duası

Mazlumun bedduasından sakınmalıdır. Zulüm ateşi ile karşı karşıya gelen kimsenin içi yanar, beddua yapmak zorunda kalır. Duası kabul mahallinde olur.

Ebüdderdâ hazretleri buyurdu ki: Mazlumun bedduasından, âhından ve yetimin gözyaşlarından sakının. Çünkü insanlar rahat uykuda iken onlar dert, sıkıntı, üzüntü içindeler. Bir müslümanın kâfir olması için dua edenin kendisi kâfir olur. Zâlimden başkasına beddua etmek haramdır. Zâ­lime, zulmü kadar beddua etmek caiz olur. Caiz olan bir şe­yin miktarı, özrün miktarı kadar olur. Zâlime de beddua et­memek, sabır etmek ve hattâ, affetmek daha iyidir. Çok önceleri, Horasan ilinin çok âdil bir valisi vardı. Adı, Abdullah bin Tahir. Bu valinin jandarmaları birgün birkaç hırsız yakalamış, valiye bildirmişlerdi... Getirilir­ken hırsızlardan birisi kaçtı. Hadisenin olduğu sırada Hiratlı bir demirci de Nişabur'a gitmişti. Bir zaman sonra e-vine dönerken, yolu Horasan'dan geçiyordu... Kaçan hırsız olduğunu zannederek, yakaladılar bunu. Diğer hırsızlarla valinin huzuruna çıkardılar... Vali:

- Hepsini hapsedin! dedi.

Bu suçu olmayan demirci, hapishanede, abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:

"Yâ Rabbî! Bir suçum olmadığımı ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!" diye duâ etti.

Bu mazlum demirci böyle yalvarırken, vali evinde uyuyordu.  Uyurken dört kuvvetli kimsenin gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyandı. Bu rü'yadan çok korktu. He­men kalkıp, abdest aldı. Namaz kıldı iki rekat. Tevbe is­tiğfar etip, tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yık­mak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir maz­lumun âhı olduğunu anladı. Gündüz ki hırsızlar hatırına geldi. Acaba içlerinde suçsuz olanlar mı var?

Vali hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:

- Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı? Müdür dedi ki:

-  Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok dua ediyor. Gözyaşları döküyor.

-  Hemen o adamı buraya getiriniz!

Demirciyi valinin huzuruna getirdiler. Vali hâlini so­rup, durumu anladı. Ve dedi ki:

-  Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gü­müş hediyemi kabul et. Ayrıca herhangi bir arzun olunca bana gel!

Demirci cevaben ne dedi biliyor musunuz?

-  Ben hakkımı helâl ettim... Verdiğiniz hediyeyi de ka­bul ettim. Fakat, işimi dileğimi senden istemeye gelemem.

-  Niçin gelemezsiniz?

Çünkü benim gibi bir fakir için senin gibi bir vali­nin tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı hiç? Namazlardan sonra ettiğim dualarla beni nice sıkıntılardan -  kurtardı. Nice muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başka­sına sığınırım. Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesi­nin kapısını açmış, sonsuz ihsan sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Hu­zuruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın...

 Tabiî ki, namazın insanı sıkıntıdan kurtarması için şartlarına uygun ve Cenab-ı Hakk'a tam bir tevekkül için­de kılınması şarttır. Allah'a tam bir teslimiyet sağınma şek­linde kılınmalıdır. Gerçekten, insan sıkıntıya düştüğünde hemen abdest almalı, namaz kılmalı. Kur'ân-ı Kerîm oku­malıdır. Tecrübeyle sabittir, böyle yapanların çok kere, sı­kıntılarının hafiflediği görülmüştür. Fakat, kılınan namazın şartlarına uygun olması lâzım.

Bu RSS beslemesine abone ol